Güven, katılım ve barışın halkla tamamlanacak hikayesi
Güvenmeliyiz... Çünkü bir tarihsel süreç ve bir tarihsel birikime sahibiz... Yapmamız gereken bu tarihsel süreci her şeye rağmen, her küskünlüğe rağmen göğüslemek...
Aram Amed / Analiz
Kürt halkı, bu topraklarda defalarca aynı sahnenin farklı versiyonlarını yaşadı. Umudun büyüyüp kırıldığı, çağrıların yükselip susturulduğu, barışın kapısına kadar gidilip geri dönüldüğü dönemlerden geçti. Bu nedenle bugün temkinli olmak, bu halkın hafızasının bir parçasıdır. Ancak tarih yeniden dönüyor; ve bu kez sahnede sadece umut değil, örgütlü bir irade, deneyimle olgunlaşmış bir hareket ve halkın gönül rahatlığıyla arkasında durabileceği bir strateji var.
11 Temmuz 2025’te Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun yaptığı açıklama, yalnızca sembolik bir silah bırakma töreni değildi. O açıklama, Kürt özgürlük hareketinin kendi tarihsel yolculuğunda yeni bir evreye geçtiğini ilan ediyordu. “Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyoruz” diyen Önder Abdullah Öcalan’ın çağrısı, bu dönüşümün hem fikrî hem de stratejik merkezidir. Hareket, bir kez daha halkına güveniyor ve barışın pratik başarısının halkın örgütlü katılımına bağlı olduğunu vurguluyor.
Ardından 26 Ekim 2025’te gelen ikinci açıklama, bu sürecin ne kadar planlı, kontrollü ve stratejik ilerlediğini gösterdi. 12. Kongre kararları temelinde PKK’nin örgütsel varlığını ve silahlı mücadele stratejisini sonlandırma yönünde atılan adımlar, yalnızca bir “çekilme” değil, halkın demokratik yaşamda yer bulacağı yeni bir toplumsal düzenin habercisidir.
Türkiye sınırları içinde çatışma riski taşıyan güçlerin Medya Savunma Alanlarına çekilmesi…
Bu tablo bize iki şeyi net biçimde gösteriyor:
Birincisi, Kürt Hareketi bu kez bir barış sürecine “hazırlıksız” girmiyor. Her aşaması planlanmış, her taktiği düşünülmüş bir yol haritası mevcut.
İkincisi ise, bu planın başarısı artık yalnızca hareketin değil, halkın da omuzlarında. Çünkü barış, sadece örgütsel bir kararla değil, halkın örgütlü katılımı ve toplumsal seferberliğiyle kalıcı hale gelir.
Bugün halkın temkinli duruşu anlaşılabilir. Ancak bu temkin, güveni gölgelememelidir. Kürt halkı, bu hareketin taktik zekâsını, stratejik derinliğini ve tarihsel sorumluluk bilincini defalarca sınadı. Bu nedenle, artık “bekleyen” değil, “katılan” bir halk olmak gerekiyor. Sürecin başarısı, halkın güvenini pratiğe dönüştürmesiyle mümkün olacak.
Kürt Hareketi, bu kez yalnızca silahı değil, “beklentiyi” de bırakıyor; yani barışı başkalarından beklemiyor, halkla birlikte inşa etmek istiyor. “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin özü tam da burada: Barış bir hediye değil, halkın örgütlü emeğinin sonucu.
Şimdi görev, temkinli duran kitlelerin bu süreci yalnızca izlememesi, sahiplenmesidir. Kadınların, gençlerin, emekçilerin, aydınların ve tüm demokratik kesimlerin kendi alanlarında barışın taşıyıcısı olması gerekiyor. Çünkü hareketin birikimi, halkın katkısıyla anlam bulacak; halkın katılımı olmadan o birikim eksik kalacak.
Tarihsel bir dönemeçteyiz.
Barış, bir kez daha halkın kapısını çalıyor.
Bu kez açılacak mı, yoksa yine temkinin duvarlarına mı çarpacak?Bunu halkın güveni belirleyecek.
Kürt halkı, kendi birikiminin, kendi önderliğinin, kendi stratejisinin gücüne güvenmelidir.
Çünkü bu güven, sadece barışın değil, özgür ve demokratik bir geleceğin de teminatıdır.
Hiç bir şey olmazsa bile bizim duruşumuz ve Kürt hareketinin birikim ve duşunun arkasında durmamız ve omuz vermemiz bize hertürlü kazandıracaktır....
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne güvenmemiz gerekiyor, omuz vermemiz gerekiyor. Aksi takdirde bizim adımıza konuşacak ve gelecek mücadelesi verecek kimsemiz yok....




Benzer Haberler
Amedspor’dan bağış kampanyası
Diyarbakır’dan Kobani için yola çıkan 25 tır 3 gündür bekletiliyor
Öcalan’ın 90’lı yıllarda ABD’li bir gazeteciye verdiği röportajın ikinci bölümü
Mazlum Abdi: Temel görevim Kürt ulusal birliği için çalışmak
Diyarbakır’dan Kobani’ye giden yardımların önündeki engeller kaldırılsın
SDG ile Şam arasındaki anlaşmanın detayları
DEM Parti: Rojava’nın iradesi esastır
Temel: Anlaşmayla Kürtlerin kazanımları statüye kavuşmuştur