Gültan Kışanak’tan 3 sacayağı vurgusu
Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, Suriye’de merkezin demokratik bir karakter kazanması, yerelin iradesini tanıması ve yerelin kendi güvenliğini sağlayabilecek imkânlara sahip olmasının çözümün anahtarı olduğunu vurgu yaptı.
SUR AJANS - Siyasetçi Gültan Kışanak, Meclis Komisyonu’nda Abdullah Öcalan’ın kritik uyarılarının dikkate alınmadığını belirterek, "Gördük ki, çözümle ilgili üç temel ayaktan söz ediyor. Suriye’de merkezin bütün halkları ve kimlikleri kabul edecek bir demokratik karakter kazanması; merkezin yerelin iradesini, temsilcisini ve statüsünü kabul etmesi, yerelin kendisini savunacak, güvenliğini sağlayabilecek imkânlara sahip olması. Bu üç sacayağı bir araya gelirse ancak Suriye’de bir çözüm ortaya çıkar” dedi.
Kürt sorununun demokratik çözümü kapsamında başlatılan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kritik başlıklarından biri olan Meclis Komisyonu’nun İmralı görüşmesine ilişkin tutanakların, tüm çağrılara rağmen yaklaşık iki ay sonra kamuoyuna açıklanması dikkat çekti.
Tutanakların, Rojava’ya yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir dönemde yayımlanması ise Abdullah Öcalan’a dönük “algı operasyonu”nun özel savaş yöntemi olarak yeniden devreye konulduğu yorumlarına yol açtı. Buna rağmen tutanaklarda Abdullah Öcalan'ın "Eğer demokratik şartlar sağlanmaz ise Ahmed El-Şara da yarın bir diktatöre dönüşebilir" uyarısı Öcalan'ın öngörüsünü bir kez daha doğruladı.
Siyasetçi Gültan Kışanak, Abdullah Öcalan'a karşı özel savaş kapsamında devreye konulan ideolojik saldırılara dair Mezopotamya Ajansı’nın sorularını yanıtladı.
“TUTANAKLARIN YAYIMLANMASINDA BİR BEİS YOK”
-İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 24 Kasım 2025’te Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Meclis Komisyonu adına yapılan görüşmenin tutanakları tüm ısrarlara rağmen açıklanmamıştı. Rojava'ya dönük saldırıların yoğunlaştığı bir dönemde Meclis tarafından yayınlandı. Zamanlama açısından bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
DEM Parti’den edindiğimiz bilgilere göre, adaya giden siyasi parti temsilcileriyle herhangi bir görüşme yapılmadan bu tutanaklar yayımlandı. Tutanakların bu aşamada, hangi amaçla kamuoyuna sunulduğunu ise bilmiyoruz. Sürecin başından bu yana DEM Parti’nin, diğer siyasi partilerin ve genel olarak Kürtlerin temel talebi “şeffaflık” oldu. Bu nedenle tutanakların yayımlanması istenmişti. Ancak tutanaklar uzun süre paylaşılmadı; bunun yerine, bir özet yayımlandı. Şimdi ise bu konjonktürde tutanaklar yayımlandı. Sayın Öcalan, başından beri yürüttüğü bu süreci büyük bir şeffaflık içinde ele almış; halkla paylaşmayı, halkın katılımını sağlamayı ve toplumun sürecin aktif bir parçası olması için özel çabası ve talebi vardı. Bu nedenle, tutanakların yayımlanmasında bir beis yok. Sayın Öcalan'ın bir diğer talebi de şu: Çalışmalarını daha çok insanla paylaşmak ve iletişim imkânlarının artırılması. Gazeteciler, akademisyenler, çözüm için kafa yoran, farklı toplumsal kesimleri temsil eden kişiler ile görüşmeyi, tartışmayı ve bir çözüm imkânını hep birlikte açığa çıkartmayı istiyor. Son derece karmaşık ve kritik bir süreçte; bir sorunu çözmek istiyorsak, hiç kimseyi dışında bırakmadan açık bir tartışma yürütmek, katılım sağlamak ve Sayın Öcalan'ın bu konudaki iradesini ve görüşlerini kamuoyu ile engelsiz bir şekilde paylaşılacağı bir ortamın yaratılması gerekiyor.
“1993’TEN BERİ ISRARLI, KARARLI VE TUTARLI BİR BARIŞ VE ÇÖZÜM İRADESİ VAR”
-Yayımlanan tutanaklarda ne gördünüz?
Bu tutanaklar yayınlandığında şunu gördük ki, aslında Sayın Öcalan bugün yaşadığımız bu korkunç çatışmalı durumu ve saldırıları öngören, bunun durdurulması konusunda güçlü bir iradeye sahip. Tutanakların başından sonuna kadar baktığımızda hem çözüm konusunda neler yapılabileceğini hem tarihsel referanslarıyla PKK’nin nasıl çıktığını, kendisinin hangi süreçlerde çözüm konusunda nasıl rol oynamak istediğini, bunların önünün nasıl kesildiğini, bu konuda ısrarcı olduğunu ve bugün yine böyle bir çabanın içerisinde olduğunu ifade ediyor. Tutanaklara baktığımızda Sayın Öcalan; Ortadoğu’daki gelişmeleri, Suriye’deki durumu, dünyanın gidişatını ve Kürtlerin özgürlük ve güvenlik konusundaki arayışını çok iyi analiz eden, bu konuda güçlü bir çözüm perspektifine sahip olan ve bu perspektifini tüm engellemelere, provokatif girişimlere ve uluslararası komplolara rağmen sürdürdüğünü görüyoruz. Meclis’ten giden heyetin bunu az da olsa tutanak altına almış olmasını ve kamuoyu ile paylaşmasını önemli buluyoruz. Ortada, çok net bir şekilde kendisinin ifade ettiği gibi, 1993’ten beri ısrarlı, kararlı ve tutarlı bir barış ve çözüm iradesi var. Bunları bir kez daha kamuoyuna yansıtmış oldu
“SURİYE’DE BİR ÇÖZÜM ARANACAKSA, REJİMİN DEMOKRATİK BİR KARAKTER KAZANMASI LAZIM”
-Tutanakta, Abdullah Öcalan’ın SDG’nin statüsünün geçici askeri dengelere bırakılamayacağı yönündeki vurgusu var. Rojava'da şu anda devam eden saldırılara baktığımızda; Abdullah Öcalan’ın bu tespitini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sayın Öcalan, Kürt sorununun çözümü ve demokratik bir Ortadoğu’nun inşa edilmesi konusunda büyük bir programa sahip. Suriye bağlamında bu sefer üç ana eksende çözüm öneriyor. Bu çözüm önerisinin, bütün bu savaşın ve kaosun önüne geçebileceğini söylüyor. Birincisi, eğer Suriye’de bir çözüm aranacaksa, rejimin demokratik bir karakter kazanması lazım. Demokratik bir anayasa yapılması gerekiyor. Eğer merkezdeki rejim demokratik bir karakter kazanmazsa, bu konuda çözüm iradesi eksik kalacak. Çünkü Suriye’de güçlü bir Arap milliyetçiliğinin olduğu, eğer bir çözüm bulunmazsa bunun halklar arası Kürt-Arap çatışmasına dönüşebileceği, hatta Suriye’de IŞİD bağlamında gelişen son 15 yıllık süreçten de biliniyor ki güçlü bir cihatçı gelenek de var. Daha önceki görüşmelerinde de ifade ettiği gibi, bu kez de “Şara, sakallı BAAS olmaktan öteye gidemez” diyor. Bu tutanaklarda bir kez daha gördük ki, çözümle ilgili üç temel ayağın birincisi; Şam’da kurulacak yönetimin demokratik bir karakter kazanması, demokratik bir anayasanın yapılması, bu anayasanın tüm halkların ve kimliklerin özgürlük ve güvenlik haklarını güvence altına alması ve iradelerini kabul etmesi, önemli çözüm akslarından birisidir.
“ÇÖZÜMÜN İKİNCİ AYAĞI MERKEZİN YERELİ KABUL ETMESİDİR”
Biz başından beri biliyoruz ki Sayın Öcalan, Kürtler konusunda bütün perspektifinde özgürlük ve güvenlik dengesini kuruyor. “Kürtlerin özgürlüğü kadar güvenliğini de düşünmek zorundayım” diyor.
İkincisi, “merkez ve yerelin dengesinin kurulması lazım” diyor. Merkez, yerelin iradesini ve statüsünü kabul etmeli. Yerel demokrasi inşa edilmeli, sivil toplum örgütleriyle güçlendirilmeli. Yereli görmeyen; iradesini, statüsünü ve temsilcisini kabul etmeyen bir merkez kurulursa, bu da kaosu derinleştirir. Bu anlamda hem Suriye’deki halkların hem de Kürtlerin iradesinin kabul edilmesi, özgürlük ve güvenlik konusundaki kaygılarını giderecek yerel bir demokrasinin geliştirilmesi gerekiyor. Çözümün ikinci ayağı budur; birincisi merkezin demokratikleşmesi, ikincisi merkezin yereli kabul etmesidir. Burada çok önemli bir tarihsel referans da veriyor. Atina demokrasisinin, Atina’nın çevresinde kurulan yerel yönetimlerin temsilcilerinin birleşmesinden oluştuğunu hatırlatıyor. “Bunu kabul edeceksiniz ve anayasal güvenceye kavuşturacaksınız” diyor. Bu, hem Kürtlerin hem de diğer halklar ve inançların özgürlük ve statü arayışlarına önemli bir çözüm perspektifidir.
KIŞANAK: ÖCALAN, “KÜRTLERİN ÖZGÜRLÜĞÜ KADAR GÜVENLİĞİNİ DE DÜŞÜNMEK ZORUNDAYIM” DİYOR
Çözümün üçüncü ayağı ise, hatta orada soruyorlar; “Yerelin bir askeri gücü olacak mı?” diye. Biz başından beri biliyoruz ki Sayın Öcalan, Kürtler konusunda bütün perspektifinde özgürlük ve güvenlik dengesini kuruyor. “Kürtlerin özgürlüğü kadar güvenliğini de düşünmek zorundayım” diyor. Bu üç sacayağı bir araya gelirse ancak Suriye’de bir çözüm ortaya çıkar. Suriye’de merkezin demokratik bir şekilde bütün halkları ve kimlikleri kabul edecek bir demokratik karakter kazanması; merkezin yerelin iradesini, temsilcisini ve statüsünü kabul etmesi, aynı zamanda yerelin kendisini savunacak, güvenliğini sağlayabilecek imkânlara sahip olması gerekiyor. Aslında çözüm perspektifi çok açık ve net. Ama Türkiye, ısrarlı bir şekilde ne Şam’ın demokratik bir rejim olup olmayacağı, ne Şam’da diğer halkları ve kimlikleri kabul eden bir iradenin olup olmayacağı konusunda konuşmuyor, konuşmak istemiyor. Sadece ve sadece bir ezber üzerinden 'silah bırakılacak mı, bırakılmayacak mı; silah bırakma çağrısı yapılacak mı, yapılmayacak mı' şeklinde bir dayatma içerisinde olduğu görülüyor. Maalesef tutanaklara baktığımızda çok açık ve net bir şekilde görüyoruz ki, giden heyet üyelerinin ısrarlı biçimde bu konuyu gündeme getirmelerine rağmen, Sayın Öcalan bu üçlü demokratik çözüm paradigmasının altını her defasında net bir şekilde çizerek cevap veriyor.
“MESELE SİLAHLAR DEĞİL, MESELE BU HALKLARIN NASIL KABUL EDİLECEĞİDİR”
-Türkiye'nin meseleyi silah bırakma tartışmasına indirgemesi, birçok kesim tarafından çözüm iradesinin önündeki en büyük engel olarak da görülüyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Meseleyi silah bırakmaya indirgeyen tartışma, çözüm iradesinin önündeki en büyük engeldir. Oysa Sayın Öcalan, Türkiye’de bu süreç başladığında çok net bir irade ile dedi ki; “Silahları devre dışı bırakmak, demokratik bir çözüm, demokratik bir toplum ve barışçıl bir geçiş için ben rolümü oynamaya hazırım.”
Türkiye’deki çözümün de Suriye’deki çözümün de bu meseleyi sadece silah bırakıp bırakmamaya indirgemeyen; demokratik bir rejim ve toplum temelinde bir çözüm anlayışına gelmek gerekiyor.
Mesele silahlar değil, mesele bu halkların nasıl kabul edileceğidir. Kürtlerin bir varlığı var. Bu varlığa artık siyasal ve hukuki bir statü nasıl kazandırılacağı, tartışmamız gereken mesele budur. Türkiye bu tartışmadan kaçıyor. Bir kez daha gördük ki, Türkiye’deki çözümün de Suriye’deki çözümün de bu meseleyi sadece silah bırakıp bırakmamaya indirgemeyen; demokratik bir rejim ve toplum temelinde bir çözüm anlayışına gelmek gerekiyor. Şu an Suriye’de yaşadığımız kriz budur. Rejim kendisini “Arap Cumhuriyeti” olarak tanımladı. Zihniyet olarak da cihatçı, IŞİD versiyonu bir anlayış var. Bu tutanaklardaki perspektifin dikkate alınması ve önümüzdeki günlerin gerçek anlamda çözümün konuşulduğu bir süreç olarak değerlendirilmesinin önemli olduğunun altını çizmek istiyorum.
“15 YIL ÖNCE BAŞLAYAN IŞİD SALDIRILARINI YENİDEN YAŞADIK”
-Abdullah Öcalan’ın bu süreci tarihsel bir eşik olarak tanımlaması, Türkiye ve Ortadoğu halkları açısından nasıl bir ortak gelecek perspektifi sunuyor?
SDG'nin bazı bölgelerden çekilmesi, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı kentlere çekilmesi ortaya şöyle bir durum çıkarttı. IŞİD hapishanelerinin kapıları açıldı, kimin nereye gittiği belli değil ve bu saldırılarda ortaya çıkan durumu gördük ki ortada bir devlet, düzenli bir ordusu ve hukuku olan bir yapı yok Şam'da. Irak sınırını kapatıyor, IŞİD yeniden hortlayıp kendilerine de saldırır diye. Bütün bunlar Kürtlerin bu bölgede sağladığı, istikrarın, güvenin, demokratikleşme zemininin kıymetini anlamayanlar bir anda gördüler ki ortalık etnik çatışmaya; kadınların, çocukların sivillerin hedef alındığı vahşi bir savaşa dönüştü. 15 yıl önce başlayan IŞİD saldırılarını yeniden yaşadık. Bütün dünya bunu gördü. Daha 15 gün önce “Artık IŞİD hapishanelerinin güvenliğini Şam rejimi alacak, Şara ile bu konuda anlaştık. Şara, IŞİD'e karşı mücadele komisyonuna girdi. Bizim IŞİD'le mücadele ortağımız artık Şara'dır” diyen Amerika, bugün Şara'nın IŞİD hapishanelerinin güvenliğini alamayacağını oradan yeni bir IŞİD tehdidi ortaya çıkabileceğini, bu nedenle önemli tutukluları bölgeden çıkararak Irak'a götüreceğini söyledi.
Bu bir öngörüsüzlük ise bu kadar öngörüsüz insanların bütün Ortadoğu'nun kaderi ile oynayacak kadar güçlü politik aktörler olması çok büyük bir tehlike. Bir oyunsa hepimizin hayatları, bütün bir insanlığın can güvenliği ile oynayan başka bir durum var demektir. Her ikisi de tehlikelidir.
Durum bu kadar vahim. Geri kalanlar ne olacak? Geri kalanlar salınacak, onları da artık kim nasıl örgütleyip yeni bir savaşın yeni bir vahşetin kapılarını açacak belli değil. Buna öngörüsüzlük mü diyeceğiz yoksa bile isteye Ortadoğu bir kaosa mı sürükleniyor? Bu bir öngörüsüzlük ise bu kadar öngörüsüz insanların bütün Ortadoğu'nun kaderi ile oynayacak kadar güçlü politik aktörler olması çok büyük bir tehlike. Bir oyunsa hepimizin hayatları, bütün bir insanlığın can güvenliği ile oynayan başka bir durum var demektir. Her ikisi de tehlikelidir. Buna karşı acil tedbirler alınması lazım. Meclis Komisyonu görüşmeye gittiğinde Sayın Öcalan bu uyarıları yaptığı halde süreci çözüm yönünde evriltmek için uğraşmak yerine Sayın Öcalan'ın bu konudaki görüşlerini kamuoyuna yansıtmadılar. Kendileri bir tutanak uydurup bunu kamuoyuna açıkladılar bunun üzerinden de aslında ‘Sayın Öcalan SDG'ye silah bırakma çağrısı yapıyor ama onlar dinlemiyor’ gibi bir senaryo anlatma derdine düştüler.
“İHLALLERİNE RAĞMEN ÖNÜMÜZDE BİR ATEŞKES SÜRECİ VAR”
-Abdullah Öcalan’ın daha önceki heyet görüşmelerinde demokratik bir çözüm gelişmediği ölçüde savaşın büyüyeceği yönünde uyarısı var. Hatta 50 Gazze’nin açığa çıkabileceği yönünde bir vurgu var. Ancak iktidarın tutumuna baktığımızda; Türkiye’den doğru somut adım atmadığı gibi Rojava’ya yönelik saldırıları destekliyor. Sürece rağmen bu tutumunu sürdürmesini nasıl okumak lazım?
Son yaşananlar da gösterdi ki, Sayın Öcalan’ın “Eğer bir çözüm bulunmazsa ve çatışma hali giderek büyütülürse, bir değil 50 Gazze de çıkar” tespitinin ne kadar hakiki bir tespit olduğunu, son yaşadıklarımızla gördük. Bundan dolayı ateşkes sürecinin iyi değerlendirilmesi ve bu korkunç ihtimalin ortadan kaldırılması gerekiyor. '50 Gazze olur' tespiti sadece siyasi bir tespit değil; bu aynı zamanda uyarıcıdır. Hepimizi hızlı bir şekilde çözümden yana irade göstermek ve çalışma yürütmek için sorumlu kılan bir tespittir. Ortada çocukların, kadınların ve sivillerin katledildiği bir durum var. Ateşkes ihlallerine rağmen önümüzde bir ateşkes süreci var. Bu, hepimize bu süreyi çok iyi bir şekilde değerlendirme ve olası bir çatışmanın, Rojava’ya yönelik saldırının durdurulmasını sağlama sorumluluğu yüklüyor. Gazze’de herkesin bir hesabı vardı; sonuçta on binlerce insan yaşamını yitirdi ve Gazze yerle bir oldu. Şu anda Gazze’de dünyanın ortak bir şekilde yeniden inşa edilmeye çalışıldığı bir süreç var. Kimin, ne için bunu yapmaya çalıştığı sorusunun cevabının da net olmadığı bir durum var ortada. Bu nedenle bu uyarı herkese yapılmıştır.
“KÜRTLER ÇÖZÜMDE ISRAR EDİYORSA BUNUN KIYMETİNİ BİLMEK LAZIM”
Türkiye'de eğer 'Biz de bir dengeye otururuz çok daha büyük şeyler kazanırız, Kürt sorununu da imha temelinde çözebiliriz' diyen bir akılsızlık varsa; insani olarak da vicdanı olarak da siyasi olarak da tercih edilmemesi gereken bir durumdur. Kaldı ki stratejik olarak da tercih edilmemesi gereken bir durumdur. Böyle bir durumda herkesin kaybedeceği çok açıktır.
En başta da çözüm sürecinin muhatabı olan Sayın Öcalan ile bu diyaloğu sürdüren Türkiye devletinin, iktidarın ve Türkiye kamuoyunun dikkatine sunulmuştur. Çözümü tercih etmek gerekiyor. Ortada bir çözüm imkanı var. Kürtlerin varlığını kabul eden, kimliğini hukuksal bir güvenceye alan ve onun güvenliğini önemseyen bir çözüm. Bu o kadar zor bir çözüm değil. Küresel hesapların içerisinde Türkiye'de eğer 'Biz de bir dengeye otururuz çok daha büyük şeyler kazanırız, Kürt sorununu da imha temelinde çözebiliriz' diyen bir akılsızlık varsa; insani olarak da vicdanı olarak da siyasi olarak da tercih edilmemesi gereken bir durumdur. Kaldı ki stratejik olarak da tercih edilmemesi gereken bir durumdur. Böyle bir durumda herkesin kaybedeceği çok açıktır. Oysa Sayın Öcalan herkesin kazanacağı, halkların kazanacağı bir seçenek sunuyor. Çözüm sürecinin bütün bu yaşanan kaosa, savaşa, saldırılara, yaşadığımız büyük acıya, öfkeye ve travmaya rağmen bir imkan olduğunu ifade etmek istiyorum. Kürtler açısından da bu kadar ağır saldırılar altındayken, kadınlara bu kadar ağır hakaretler yapılırken kadınların bedenleri üzerinden bütün Kürt halkının onurunu incitmek isteyen vahşi bir güruh ortada varken; halâ Kürtler çözümde ısrar ediyorsa bunun kıymetini bilmek lazım.
“TÜRKİYE'NİN TUTUMU ÇÖZÜMDEN YANA OLURSA HERKES KAZANIR”
-Türkiye’nin tutumu belirleyici bir düzeydeyken, bu tutum çözümden yana olursa ne değişir, çözümsüzlükten ve savaştan yana olursa ne olur?
Çözümün herkes için bir fırsat olduğunu, heba edilmemesi gerektiğini ama çözüm iradesinin de açığa çıkartılması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Kürtler, farklı aktörlerle diplomatik ilişkilerini sürdürmelidir. Kürtlerin güvenliğini ve özgürlüğünü temin edecek yollar açmalıdır. Bunun için hem toplumsal gücünü açığa çıkartmalı hem siyasal iradesini net olarak ifade etmeli, diplomatik imkanlarını sonuna kadar kullanmalı. Bu çözüm süreci nedeniyle ve Kürtlerin büyük çoğunluğunun yaşadığı devlet olan Türkiye'nin asıl bu konuda hem sorumlu hem muhatap olduğunu bilerek devlet ve kamuoyuna seslenmek ve buradan bir çözüm iradesi açığa çıkarmak gerekiyor. Türkiye'nin tutumu belirleyici düzeydedir. Bu tutum çözümden yana olursa herkes kazanır fakat bu tutum çözümsüzlükten, savaştan yana olursa bunun kazananı Türkiye de olmayacaktır. Küçük hesaplarla savaşı ve çözümsüzlüğü dayatanları bir şekilde değiştirmek ve çözüm aklının güçlü olabileceği bir siyasal atmosfer yaratmak gerekiyor. Herkesin çözüm iradesinin yanında savaşın karşısında saf tutması gereken tarihsel bir aşamada olduğumuzu net olarak ifade etmek istiyorum. (Kaynak: MA)




Benzer Haberler
Amedspor’dan bağış kampanyası
Diyarbakır’dan Kobani için yola çıkan 25 tır 3 gündür bekletiliyor
Öcalan’ın 90’lı yıllarda ABD’li bir gazeteciye verdiği röportajın ikinci bölümü
Mazlum Abdi: Temel görevim Kürt ulusal birliği için çalışmak
Diyarbakır’dan Kobani’ye giden yardımların önündeki engeller kaldırılsın
SDG ile Şam arasındaki anlaşmanın detayları
DEM Parti: Rojava’nın iradesi esastır
Temel: Anlaşmayla Kürtlerin kazanımları statüye kavuşmuştur