Gülistan, İpek ve Rojin: Korunan faillere karşı ‘Kürt’ beklentisi
Gülistan, İpek ve Rojin... Failler belli. Faillere karşı Kürt halkının beklentisi var. Yükselttiğimiz sesle direncimizle bu topraklarda inşaa edilmek istenen mantığı defedebiliriz.
Aram Amed /Analiz
Rojin Kabaiş’in ölümü bir kez daha gösterdi ki, bu ülkede Kürt bir kadın öldürüldüğünde sadece bir beden değil, bir toplumun varlığı da gömülmeye çalışılıyor. Her ölümde aynı senaryo: Şüpheli bir ölüm, eksik bir otopsi, çelişkili raporlar, sessiz kalan kurumlar ve sonunda kamuoyunun gazını almak için yapılmış bir bakanlık açıklaması. Adalet Bakanlığı Rojin’in dosyasına ilişkin açıklama yapmak zorunda kaldı, evet… ama bu açıklama adaleti mi sağladı, yoksa sadece öfkemizi soğutmak için mi yapıldı?
Başta söyleyeyim. Bu durum onların nezdinde artık bir alışkanlık. Biraz bekleyip unutturacakları alışkanlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar. Bu alışkanlıklarını ‘Kürt’ noktasında bakıldığında görüyoruz. Kürtlerin kazandığı belediyelere ilk kayyım atandığında bunu denediler ve sonraki kayyım süreçlerinde bunu test etmiş oldular.
Bu konuda ‘bir özeleştiri’ gerek. Çünkü bir aydan sonra yükselen sesimiz alandan kısıldı. Kayyım sadece kazanılan bir belediyeyi alıp yönetmek değildi. Bu halkın çocuklarını, kadınlarını ve bizzat halkın kendisine hükmetmek ve yüzyıldır yapılmak istenen politikaları bu sayede hayata geçirmekti. Ki son 10 yıla baktığımızda toplumun içinde olduğu hali net bir şekilde görüyoruz.
Yani, her şeye rağmen kayyımları göndermek için verilen oylar üzerinden halkımızın durumunu görmemiz yeterli değildir.
Bu alışkanlığa karşı artık bizim de bir alışkanlığımız olmalı. Örgütlü sesin susmadığını göstermek…
İşte son 10 yılda gözümüzün içine baka baka yaratılmak istenen tablo:
Gülistan, İpek ve Rojin…
Gerçek şu ki, devletin adalet terazisi Kürt kadınları söz konusu olduğunda hep yamuk tartıyor. Gülistan Doku kaybolduğunda, şüpheli ortadaydı ama dosya “fail yok” diye kapatıldı. İpek Er tecavüze uğrayıp intihara sürüklendiğinde fail Musa Orhan tutuksuz yargılandı, elini kolunu sallayarak dolaştı ceza aldı ama… Sonrasını biliyoruz zaten…
Ve şimdi Rojin Kabaiş… Onun ölümü de “intihar” dosyasıyla kapanmak isteniyor. Ama bu “intihar” dosyalarının hiçbirinde toplum inanmıyor. Çünkü herkes biliyor ki, bu ölümlerin ardında korunan bir el, kapatılan bir iz, devletin gölgesi var.
Failler kim?
Sadece bir erkek, bir sevgili, bir asker değil. Failler, bu toplumu susturmak için devlet içinde konumlandırılmış, “gelecekte lazım olacak” diye korunmuş kişiler. Rütbeli, korumalı, sicili temiz gösterilen; ama gerçekte Kürt kadınlarının yaşamına kasteden bir zihniyetin taşıyıcıları.
Bu kişiler, Kürt halkına karşı işlenecek suçlarda “sadakat” gösterecekleri için sistem tarafından kollanıyor. Bir failin tutuksuz yargılanması, yakalanmaması ve ortaya çıkarılmaması, aslında devletin kendi adamını (faili-failleri) gelecekteki görevine hazırlamasıdır.
Devlet, bu kişilere diyor ki: “Sen bizim için değerlisin, yaptıklarının hesabını değil, hizmetini düşün.” Bu nedenle, Rojin Kabaiş’in ölümü bir adli vaka değil; politik bir suskunluk projesidir.
Buraya olan kısım, sert bir şekilde bu toplumda konuşuluyor. Bu toplum ‘Devlet’ diyor.
Kürt kadınlarının bedeninde süren bu sessizlik, hem sistemin ataerkil hem de sömürgeci karakterinin yansımasıdır. Bu yansımanın ‘Kürt’lere olan kısmını ise görüyor ve yaşıyoruz.
Son on yılda Kürt kadınları sadece şiddetle değil, yoksullukla, uyuşturucuyla, sistemli bir yalnızlaştırmayla da hedef alındı. Kadınların yaşam alanı daraltıldı; toplumsal çözülme, ekonomik yıkım ve kimliksizleştirme politikaları özellikle Kürt mahallelerinde derinleştirildi.
Yoksulluk ve madde bağımlılığı, artık bu coğrafyada kullanılan en “etkili silahlar”dan biri haline geldi. Çünkü yoksul, bağımlı, çaresiz bırakarak bu halkın direnişini kırmaya çalışıyorlar. Çocukları öldürülen ailelerimiz de bu gerçeği biliyor.
Bu yüzden kadınların, özellikle de Kürt kadınlarının ölümü sadece bir bireyin kaybı değil, bir halkın direncini kırma girişiminin en net halidir.
Artık şunu açıkça söylemenin zamanı geldi: Bu örtbas girişimini alt edecek olan da yine Kürt halkının kendisidir. Kürt halkı çocuklarının ve kadınlarının hesabını sormak için her yerde, her alanda sesini artık daha çok yükseltmelidir. Çünkü sessiz kalmak, yaratılmak istenen bu düzenin işine yarıyor.
Bakın DEM Parti, Rojin Kabaiş’in ölümü için Meclis Araştırması istedi. Ama AKP ile MHP oylarıyla reddedildi. İşte bu tablo, bize bir gerçeği gösteriyor: Kürtlere yönelik işlenen suçlar araştırılmak istenmiyor.
Dolayısıyla, adaleti halkın vicdanı kurmalı. Bu nedenle, susmamak en büyük direniş olmalı.
Artık ciddi, kararlı, örgütlü bir mücadele hattına ihtiyaç var.Bu ölümlerin hesabını sormak, faillerin koruma zırhını parçalamak için yeni bir yapı kurulmalı. Yapıdan kastım Kürt kadınlarına yönelik son 10 yılda işlenilen suçları raporlaştıracak, sahte raporlara karşı mücadele edecek ve mücadele direncini kıran zihniyetin oyunları bozacak bir Sivil Toplum Kuruluşunu (SKT) acil bir şekilde deklere etmeli.
Bu STK, yarından tez avukatlarıyla, siyasetçileriyle ve aktivistleriyle alanlara inip uyuşturucu, fuhuş ve kimliksizleştirme girişimlerine dair ciddi politik hamleler geliştirmesi gerekiyor. STK’lerimiz var mı? Var. Ama benim demek istediğim bu halk artık kendisinden olan bir gözü net olarak çocuklarının üstünde görmek istiyor.
Çocuklarımız ne yapmalı? Çocuklarımıza ne yapmalıyız? Çocuklarımıza kim ne yapıyor? Biz onlara karşı ne yapıyoruz? Sorularını genişletip genişletip kırılmak istenen direnişin taşlarını artık daha da güçlendirmemiz gerekiyor. Bir 2 yıl sonra ‘unuttururuz’ sürünceme anlayışındaki hevesleri kursaklarda bırakmak lazım.
Kürt kadınlarının adalet mücadelesini sahiplenen, failleri ifşa eden, toplumsal hafızayı diri tutan bir sivil dayanışma örgütü, bir hakikat izleme merkezi şart. Gülistan Doku’dan İpek Er’e, Rojin Kabaiş’e kadar uzanan davaların her biri bu ihtiyacı haykırıyor.
İpek Er’in hikâyesi bize bunu söyledi; Gülistan Doku’nun akıbeti bunu tekrar etti; Rojin Kabaiş’in ölümü bunu haykırıyor.
Çünkü bu ses, sadece adalet talebi değil, bir halkı ‘yok etme, direnişini kırma mantığına’ karşı yaşam hakkının haykırışıdır.




Benzer Haberler
Amedspor’dan bağış kampanyası
Diyarbakır’dan Kobani için yola çıkan 25 tır 3 gündür bekletiliyor
Öcalan’ın 90’lı yıllarda ABD’li bir gazeteciye verdiği röportajın ikinci bölümü
Mazlum Abdi: Temel görevim Kürt ulusal birliği için çalışmak
Diyarbakır’dan Kobani’ye giden yardımların önündeki engeller kaldırılsın
SDG ile Şam arasındaki anlaşmanın detayları
DEM Parti: Rojava’nın iradesi esastır
Temel: Anlaşmayla Kürtlerin kazanımları statüye kavuşmuştur