Telefon
WhatsApp
Basın meslek örgütleri ‘Barış Dili’ için harekete geçmeli!

Aram Amed/Analiz

Kürt Özgürlük Hareketi, 11 Temmuz ve 26 Ekim 2025 tarihli açıklamalarıyla tarih sahnesinde bir dönüm noktasını resmen ilan etti. Silahların sessizleştiği, Medya Savunma Alanlarına geri çekilmeye başlayan Hareketin, Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun attığı adımlar, sadece birer taktik manevra değil, 50 yıllık mücadele geleneğinin birikimiyle alınmış cesur ve kararlı kararlardı. Bu adımların temelinde derin bir stratejik ikna ve toplumsal karşılık yatıyor; Kürt halkı harekete olan güvenini artırmaya başladı ve başlangıçta var olan kafa karışıklığı, süreç ilerledikçe minimuma indirgenmiş oldu.

Ancak tarih, cesur adımlar kadar onları destekleyecek ortamın sağlanmasını da bekler. Burada kritik bir nokta, sürecin ikinci aşamasında hayati önem taşıyan yasal düzenlemelerdir. Geçiş Hukuku ve demokratik entegrasyon yasaları, sadece örgütsel dönüşümün değil, aynı zamanda barışın ve demokratik siyasetin kalıcı temellerinin güvence altına alınmasını sağlayacaktır. Kürt halkının inancı artık bu yasal zemine kilitlenmiş durumda.

Fakat ne yazık ki, tarihsel olarak barışın önünde en büyük engellerden biri yine medyanın dili ve tutumu oldu. Yıllardır PKK ve Kürt hareketini linç eden, onları “terörize eden” bir haber dili, bazı medya kuruluşlarınca hâlâ ısrarla sürdürülüyor. Oysa basın özgürlüğünün en temel ölçütü, barışçıl bir duruşa sahip olmaktır. Eğer medya bu ilkeyi gözetmiyorsa, yaptıkları gazetecilik değil, savaş kışkırtıcılığıdır. Toplumu kin ve nefrete sürükleyen bu dil, 50 yılı aşkın süredir halkımıza ağır bedeller ödetti.

Bu tablo, sürecin ikinci aşamasındaki yasal düzenlemelerin medyanın sorumsuz dili nedeniyle inşasını oldukça zorlaştırıyor. Basın ve meslek örgütleri, toplumsal sorumluluklarını unutmamalı; barış için derhal ortak bir bildiri yayımlamalı ve Türkiye’deki tüm medya kuruluşlarına bu çerçevede çağrı yapmalıdır. Aksi takdirde tarih, bu dönemi barış karşıtı medya dönemi olarak kaydedecek ve unutmadan yazacaktır.

Abdullah Öcalan’ın “Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum” çağrısı, sadece PKK ve Kürt halkına değil, Türkiye’nin demokratik kamuoyuna ve medyasına da bir sorumluluk yüklemektedir. 11 Temmuz ve 26 Ekim’de atılan adımlar, sadece silah bırakmak değil; barışın, özgürlüğün ve demokratik siyasetin inşası için bir toplumsal sorumluluk manifestosudur. Bu manifestonun gereği, sadece yasal düzenlemelerle değil, medyanın diliyle de hayata geçirilmelidir.

Kısacası, bu tarihi adımların değerini anlamak ve korumak isteyenler, yasal zemini hazırlamanın yanı sıra, barış dilini savunmak için de acilen harekete geçmelidir.

Barış ve demokratik çözüm, sadece örgütsel adımlarla değil, toplumsal bilinç, medya sorumluluğu ve hukuki güvenceyle inşa edilebilir. İşte bu nedenle, şimdi herkesin sorumluluk alma zamanı gelmiştir.

Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi yani PKK’nin 11 Temmuz ve 26 Ekim’deki açıklamaları barışı önceliyor. Silah değil, diyalog deniliyor. Barış isteniyor. Sivil siyasetin önünün açılması vurgulanıyor. İnsan hakları deniliyor. Demokrasi deniliyor. Ve bunlar için de hem silahlar yakıldı hem de Türkiye’deki gerilla güçleri medya savunma alınlarına geri çekilmeye başladı. Bunun barış için atılmış güçlü adımlar olarak görülmüyorsa ve hala savaş dilinde ısrar ediliyorsa yukarıda dediğimiz gibi yapılan iş gazetecilik değildir.

O yüzden gazeteciliği artık rant, faşizm ve silah aracı olarak kullanılmasına izin vermemek, basın meslek örgütleri ‘Barış Dili’ için harekete geçmelidir. Bu hamle katledilmek istenen gazeteciliğin ilklerini yaşatma hamlesidir.

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Puan Durumu

Takım OM G M P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20

Yazarlarımız

Nöbetçi Eczaneler

E-Bülten Aboneliği