Barışın kazancı: Kürtler ne alıyor ve ne veriyor?
Barış ve Demokratik Toplum Süreci, yalnızca siyasi bir masa meselesi değil; halkın örgütlenmesi, güvenin yeniden inşası ve direngen ruhun tekrar filizlenmesiyle anlam bulacak bir dönüşüm sürecidir. Kürtler bu süreçte ne aldıklarını değil, neyi yeniden kuracaklarını sorgulamalıdır.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci, yalnızca siyasi bir masa meselesi değil; halkın örgütlenmesi, güvenin yeniden inşası ve direngen ruhun tekrar filizlenmesiyle anlam bulacak bir dönüşüm sürecidir. Kürtler bu süreçte ne aldıklarını değil, neyi yeniden kuracaklarını sorgulamalıdır.
Aram Amed/Analiz
Barış ve Demokratik Toplum Süreci topluma doğru şekilde aktarılırsa, güçlü bir karşılık bulacağı kesindir. Tarihi adımlarla anılan bu sürecin ilerlemesi, yeni bir sayfanın açılması anlamına gelecektir. Bu nedenle, bu tarihi adımları iyi anlamak ve iyi anlatmak büyük önem taşıyor.
Bu yazıyı da birbirimizi anlamak ve buna göre adım atmak için kaleme alıyorum.
1 Ekim 2024’te bir merhabayla başlayan süreç, 12 Mayıs ve 26 Ekim 2025’teki gelişmelerle devam ediyor. Kürt halkının bu sürece dair ciddi beklentileri var. Çünkü hâlâ şu sorulara net bir yanıt bulunabilmiş değil:
“Bu süreçte biz ne alıyoruz, ne veriyoruz? Bu sürecin sonunda ne kazanacağız? Hani Kürdistan?”
Bu sorulara cevap bulunduğunda, Kürt halkı da bu süreci omuzlayacak ve bütünüyle içinde yer alacaktır.
Peki, bu soruları kim cevaplayacak? Kürtleri topyekûn sürecin içine kim çekecek? Halk, bunun netleşmesini istiyor. Zira stratejiyle başlayan bir sürecin, yine strateji ve taktikle ilerlemesi gerekiyor.
İlk strateji ve taktik tamamlandı; şimdi ikinci aşamadayız. Bu aşama, Kürtleri bütünüyle sürecin içine çekmek, akıllardaki soru işaretlerini gidermek ve güveni yeniden tesis etmek olmalıdır.
Bu mücadelenin kodlarını bilen ve güven konusunda tereddüt yaşamayanlar, Hareket’in attığı adımları anlıyor. Ancak tüm kirli algılara, kafa karışıklıklarına ve manipülasyonlara karşı artık harekete geçmek gerekiyor.
Bunu anlamak için Rojava örneğine bakmak yeterli. Kürt Özgürlük Hareketi, Rojava’ya yalnızca savaşmak için gitmedi. Bir yandan DAİŞ’e karşı direnirken, diğer yandan halkla bütünleşti.
Eğitim, kadın, çocuk, ekonomi, kültür-sanat, yönetim, diplomasi, askeri ve demokrasi mücadelesi gibi alanlarda örgütlenmeye gitti, gerekli altyapıyı kurdu. Sonuç olarak, Rojava’da örgütlü ve bilinçli bir toplum inşa edildi.
Şimdi Bakur’a bakalım. Kürt Özgürlük Hareketi’nin temelleri burada atıldı. Ancak 52 yıllık mücadele boyunca büyük bedeller ödendi.
Sistem, özellikle son 10 yılda bu hareketi zayıflatmak için çeşitli yöntemlere başvurdu: korku iklimi yaratmak, ekonomik sıkışmışlık üzerinden ihbarcılığı beslemek, mücadele alanlarını dağıtmak, kilit isimleri zayıf noktalarından vurmak…
Bunların en somut örneği de kayyım uygulamalarıdır. On yıllık kayyım pratiği, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda mücadele ruhunu da zedeledi.
Ekonomik baskı altındaki halk, siyasi alanın yetersizliği nedeniyle “suskunluk sarmalı”na girdi. Direngen ruh yerini “yaşam mücadelesi”ne bıraktı.
Bu süreçte gençler sistemin tuzaklarına çekildi; uyuşturucu, fuhuş ve yozlaşma arttı. Halkın bir kısmı mücadeleden uzaklaştı. Aynı zamanda bazı çıkar grupları da oluştu; halktan kopuk bu klikler istedikleri gibi hareket etmeye başladı.
Siyasi alanın daralmasıyla birlikte direniş ruhu alanlardan silindi. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi yeni bir çıkış yolu düşünmek zorunda kaldı. Bu çıkış, Rojava modeliyle doğrudan bağlantılıydı. Çünkü orada kazanılmış büyük bir tecrübe vardı.
Bakur’daki bazı kesimler, “Rojava olsun, yeter” derken; Hareket bununla yetinmedi. “Parçasaldan bütünselliğe” geçiş stratejisini devreye soktu.
Bu strateji, 12 Mayıs 2025 itibariyle “örgütlü toplum kendini savunur” paradigmasıyla yeni bir dönemin başlamasını sağladı. Hareket, yeniden Bakur’a yöneldi; çünkü buradan doğmuştu.
Amaç, deformasyona uğrayan toplumsal yapıyı onarmak, örgütlü bir toplum yaratmak ve bütünselliği sağlamaktı.
Bugün yapılması gereken, Rojava’daki tecrübeyi esas alarak Bakur’da yeniden bir örgütlü toplum inşa etmektir.
Çünkü çok yara aldık, çürüme derinleşiyor. Toplumun yeniden ayağa kalkması için Kürt Özgürlük Hareketi’nin müdahalesine ve yönlendirici gücüne her zamankinden fazla ihtiyaç var.
Eğitimden kadın mücadelesine, ekonomiden kültür-sanata kadar her alanda bu hareketin yeniden öncülük etmesi gerekiyor.
En acı gerçek ise şudur:
Bakur’da Kürdistan fidanını diken kadroların çoğu, bugün aramızda değil. Bu, can yakıcı bir durumdur.
Bu yüzden geçmişte özgürlük fidanını ekenlerin bugün attığı tarihi adımların arkasında durmak, onları desteklemek zorundayız.
Çünkü önümüzdeki 15 yılı kaybetme lüksümüz yok. Bölünme ve savrulmanın önüne geçmek için, bugünden net bir duruş sergilemek gerekiyor.
Kürt halkı olarak, Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı ve atacağı adımların yanında olmalı, en güçlü desteği bugünden vermeliyiz. Aksi halde geriye yalnızca kayıp yıllar ve acılar kalacaktır.
Ve işte tam da bu noktada şu sorunun anlamı belirginleşiyor:
“Kürtler bu süreçte ne kazanacak?”
Cevap açık:
Eğer örgütlenir, güveni yeniden tesis eder ve bütünselliği sağlarsak; Kürt halkı olarak kazancımız 10-15 yıl sonra ‘Parçasal bütünsellik’ olacak.
Bugün Kürt halkının önünde duran temel soru, “Ne aldık, ne verdik?”ten öte, “Ne inşa ediyoruz?” olmalıdır. Barışın bedeli, örgütsüzlükten çıkmak; kazancı ise bütünsellik içinde yeniden dirilmektir. Bu süreç, sadece bir anlaşma ya da siyasi uzlaşı değil, bir halkın kendi geleceğini yeniden şekillendirme iradesidir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı her adım, Rojava’dan Bakur’a uzanan o direniş çizgisini tamamlayan halk gücüdür. Eğer bu kez sürece güvenilir, örgütlü bir halk olarak sahip çıkılırsa, barışın gerçek kazananı yine Kürtler olacak.
O yüzden buradan filizlenen bir ‘Hareketin’ tüm birikimiyle yaptığı çağrılara dikkat kesilmek ve o çağrılara en önemli bağlılık refleksini göstermek vazgeçilmez tutumuz olsun.
Unutulmamalıdır ‘karşı tarafa olan güvensizlik’ kadar 52 yıllık birikime güven en kazançlı tercihtir…




Benzer Haberler
Amedspor’dan bağış kampanyası
Diyarbakır’dan Kobani için yola çıkan 25 tır 3 gündür bekletiliyor
Öcalan’ın 90’lı yıllarda ABD’li bir gazeteciye verdiği röportajın ikinci bölümü
Mazlum Abdi: Temel görevim Kürt ulusal birliği için çalışmak
Diyarbakır’dan Kobani’ye giden yardımların önündeki engeller kaldırılsın
SDG ile Şam arasındaki anlaşmanın detayları
DEM Parti: Rojava’nın iradesi esastır
Temel: Anlaşmayla Kürtlerin kazanımları statüye kavuşmuştur